Sosyal anksiyete, başkalarının önünde mahcup olma ya da olumsuz değerlendirilme korkusunun çocuğun okul, arkadaşlık ve aile yaşamını aylarca kısıtlamasıdır. Çekingenlikten farkı, korkunun şiddeti ve yarattığı kaçınmadır. Kademeli yüzleşmeye dayanan terapiyle çok iyi sonuç alınır.
Sosyal anksiyete nedir?
Sosyal anksiyete bozukluğu, kişinin başkaları tarafından izlendiği ya da değerlendirildiği durumlarda yoğun korku duyması ve bu durumlardan kaçınmasıdır. Çocuk ya da genç, bir şey söylediğinde veya yaptığında gülünç duruma düşeceğinden, utanacağından ya da reddedileceğinden korkar. Bu korku çoğu zaman gerçek durumla orantısızdır ve aylar boyunca sürer. Şehirdeki uzmanların listesine çocuk psikiyatrisi Ankara sayfamızdan ulaşabilirsiniz.
Sosyal anksiyete, çocuk ve ergenlerde en sık görülen kaygı bozukluklarından biridir. Genellikle okul çağının sonlarında ya da ergenliğin başında belirginleşir.
Çekingen bir çocukla sosyal kaygısı olan çocuk arasındaki fark ne?
Bazı çocuklar doğuştan temkinli bir mizaca sahiptir: Yeni ortamlara alışmaları biraz zaman alır, kalabalık yerine birkaç yakın arkadaşı tercih ederler. Bu çocuklar ortama ısındıktan sonra rahatlar ve yaşamlarında belirgin bir kısıtlanma yoktur.
Sosyal anksiyetede ise korku zamanla azalmaz; çocuk tanıdık ortamlarda ve yaşıtlarıyla birlikteyken de zorlanır. Okulda söz alamaz, arkadaşlarının davetlerini reddeder, sosyal etkinliklerden kaçınır. Korku yalnızca anlık bir tedirginlik değil, günler öncesinden başlayan bir endişedir.

Hangi belirtiler görülür?
- Sınıfta bildiği halde soruya yanıt vermeme, tahtaya kalkmaktan kaçınma
- Sunum, sözlü sınav ya da okul gösterisi öncesinde yoğun endişe ve bedensel yakınmalar
- Telefonla konuşmaktan, mağazada bir şey istemekten kaçınma
- Başkalarının önünde yemek yemekten, ortak tuvaletleri kullanmaktan çekinme
- Sosyal bir ortamda kızarma, titreme, terleme, sesinin titremesi
- Göz temasından kaçınma, kısa ve sessiz yanıtlar
- Sosyal bir olaydan sonra yaşananları saatlerce zihninde tekrar etme
- Küçük çocuklarda ağlama, donup kalma ya da ebeveyne yapışma
Seçici konuşmazlık nedir?
Seçici konuşmazlık, evde rahatça konuşabilen bir çocuğun okul, kreş ya da yabancıların bulunduğu ortamlar gibi belirli yerlerde sürekli olarak konuşamamasıdır. Bu durum inat ya da kasıtlı bir sessizlik değildir; çocuk kaygı nedeniyle konuşamaz. Seçici konuşmazlık genellikle okul öncesi dönemde fark edilir ve sosyal anksiyeteyle yakından ilişkilidir. Ne kadar erken ele alınırsa, sessizliğin kalıcı bir kalıba dönüşme olasılığı o kadar azalır.
Sosyal anksiyete neden gelişir?
Yatkınlıkta genetik etkenler ve doğuştan gelen çekingen mizaç önemli rol oynar. Ailede kaygı bozukluğu öyküsü sık görülür. Alay edilme, dışlanma ya da utandırıcı bir olay yaşama gibi deneyimler kaygıyı başlatabilir. Aşırı koruyucu ya da çocuğun yerine konuşan ebeveyn tutumları ise farkında olmadan kaçınmayı destekleyebilir.
Kaygının sürmesinde kaçınma kilit rol oynar. Çocuk korktuğu durumdan kaçtıkça kısa süreli rahatlar; ancak korktuğu şeyin aslında gerçekleşmeyeceğini deneyimleme fırsatını kaybeder.
Ne zaman yardım almalıyız?
Kaygı çocuğunuzun okul başarısını, arkadaşlık kurmasını ya da sevdiği etkinliklere katılmasını engelliyorsa; okula gitmek istemiyor, sosyal ortamlardan giderek daha fazla çekiliyorsa ya da kaygıya mutsuzluk eşlik ediyorsa değerlendirme yapılmasını öneriyoruz. Ergenlerde sosyal kaygı nedeniyle alkol ya da başka maddelerle rahatlamaya çalışma riski de göz önünde bulundurulmalıdır.
Değerlendirmede neler yapılıyor?
Görüşmede çocuğun hangi sosyal durumlarda zorlandığını, bu durumlarda neler hissettiğini, neler düşündüğünü ve nelerden kaçındığını ayrıntılı olarak ele alıyoruz. Çocukla görüşürken onu konuşmaya zorlamadan, rahat edeceği bir ortam yaratmaya özen gösteriyoruz; seçici konuşmazlığı olan çocuklarda evde çekilen videolar çok yararlıdır.
Ölçeklerle kaygının şiddetini belirliyor; otizm spektrum bozukluğu, dil bozuklukları ve akran zorbalığı gibi benzer görünebilen durumları ayırıyoruz. Eşlik edebilecek diğer kaygı bozuklukları ve depresyon açısından da değerlendirme yapıyoruz.
Tedavide neler yapılıyor?
Bilişsel davranışçı terapi
Sosyal anksiyetenin tedavisinde ilk seçenek bilişsel davranışçı terapidir. Terapide çocuk ya da genç, korkutucu düşüncelerini fark etmeyi ve sınamayı, dikkatini kendinden çevreye yöneltmeyi ve korktuğu sosyal durumlarla küçük adımlarla yüzleşmeyi öğrenir. Adımlar gencin kendi belirlediği bir listeye göre ilerler: öğretmene bir soru sormak, kantinden bir şey almak, bir arkadaşı telefonla aramak gibi.
Sosyal beceri çalışmaları
Kaygı nedeniyle sosyal deneyimleri sınırlı kalmış çocuklarda sohbet başlatma, sürdürme ve sonlandırma gibi becerilerin rol oyunlarıyla çalışılması yararlıdır.
Değer odaklı yaklaşımlar
Ergenlerde kabul ve kararlılık terapisi, kaygı varken bile önemsenen sosyal etkinliklere katılmayı destekleyen tamamlayıcı bir yaklaşımdır.
İlaç tedavisi
Kaygının çok yoğun olduğu ya da terapiyle yeterli ilerleme sağlanamayan durumlarda ilaç tedavisi terapiyle birlikte kullanılabilir.
Evde nasıl destek olabiliriz?
- Çocuğunuzun yerine konuşmayın; ona yanıt vermesi için zaman tanıyın.
- “Utangaç” gibi etiketlerden kaçının; çocuk bu etiketi benimseyebilir.
- Büyük sosyal etkinlikler yerine bir iki arkadaşla kısa buluşmalar planlayın.
- Zorlayıcı bir durumdan önce evde birlikte prova yapın.
- Denediği her adımı, sonucuna bakmadan takdir edin; cesaret göstermek başarılı olmaktan daha önemlidir.
- Kendi sosyal davranışlarınızla örnek olun; çocuklar ebeveynlerinin rahatlığını gözlemler.
Okul nasıl yardımcı olabilir?
Öğretmenin çocuğu aniden söz almaya zorlamaması, sözlü görevleri önce küçük gruplarda, ardından sınıfta yapmasına izin vermesi ve sessizliğine sınıf önünde dikkat çekmemesi önemlidir. Çocuğun rahat ettiği bir arkadaşla eşleştirilmesi uyumu kolaylaştırır. Ailenin onayıyla bu düzenlemeleri okulla birlikte planlıyoruz.
Sosyal kaygı okul başarısını nasıl etkiler?
Sosyal kaygısı olan çocuklar çoğu zaman derslerinde başarılı olacak kapasitededir; ancak kaygı bu kapasitenin görünmesini engelleyebilir. Sözlü notlar, sınıf içi katılım ve sunumlar düşük kalabilir; çocuk anlamadığı bir konuyu öğretmenine sormaya cesaret edemediği için açıkları birikebilir. Grup ödevlerinde rol almakta zorlanır, teneffüslerde yalnız kalır, okul gezilerine katılmak istemez. Zamanla bu durum okula karşı genel bir isteksizliğe ve okul reddine dönüşebilir.
Bu nedenle sosyal kaygıyı yalnızca bir “kişilik özelliği” olarak görmek yerine, okul yaşamını nasıl etkilediğini ayrıntılı olarak değerlendiriyoruz. Okulla iş birliği yapılarak sözlü görevlerin kademeli hâle getirilmesi, çocuğun yazılı katılımının da değerlendirmeye alınması ve güvendiği bir öğretmenle düzenli kısa görüşmeler yapması çok yararlıdır.
Ergenlikte neden daha belirgin hâle gelir?
Ergenlikte akranların görüşü büyük önem kazanır ve gençler başkalarının kendileri hakkında ne düşündüğüne çok daha duyarlı hâle gelir. Beden değişiklikleri, görünüşle ilgili kaygılar ve sosyal medyadaki sürekli karşılaştırma bu duyarlılığı artırır. Bu nedenle çocuklukta hafif olan sosyal kaygı, ergenlikte belirgin biçimde artabilir.
Sık sorulan sorular
Büyüdükçe bu kaygı kendi kendine azalır mı?
Hafif çekingenlik yaşla azalabilir; sosyal anksiyete bozukluğu ise tedavi edilmediğinde çoğu zaman yetişkinliğe kadar sürer.
Çocuğumu sosyal ortamlara zorla sokmalı mıyım?
Zorlamak yerine küçük ve planlı adımlar daha etkilidir. Tamamen kaçınmak da kaygıyı artırdığı için denge önemlidir.
İnternette rahatça arkadaşlık kuruyor; bu yeterli değil mi?
Çevrim içi ilişkiler değerlidir; ancak yüz yüze kaygıdan kaçmanın bir yolu hâline gelmişse tedavide yüz yüze ilişkilerin kademeli olarak artırılmasını hedefliyoruz.
Seçici konuşmazlık geçer mi?
Erken ve uygun tedaviyle çocukların büyük çoğunluğu konuşmaya başlar. Sessizlik ne kadar uzun sürerse tedavi o kadar zorlaşabilir.
Grup terapisi uygun mu?
Akranlarla becerileri deneme fırsatı sunduğu için grup çalışmaları da etkilidir; hangisinin seçileceği çocuğun hazır oluşuna göre belirlenir.
Kızarmaktan çok korkuyor; bunun için ne yapılabilir?
Kızarma korkusu sosyal kaygıda sık görülür. Terapide kızarmanın başkaları tarafından sanıldığı kadar fark edilmediğini ve fark edilse bile olumsuz değerlendirilmediğini deneyimlemeye yönelik çalışmalar yapıyoruz.
Ebeveyn olarak biz de çekingeniz; bu çocuğumuzu etkiler mi?
Çocuklar ebeveynlerini model alır; ancak çekingen ebeveynlerin çocuklarının hepsinde sosyal kaygı gelişmez. Kendi zorlandığınız durumlarda küçük adımlar atmanız, çocuğunuz için de güçlü bir örnek olur.